Bu ufak ama önemli detayı her hatırladığımda ödülle arasındaki mesafenin coğrafyla değil, zamanla ölçülmesi gerektiğini düşünüyorum. Saat saat, gün gün, yıl yıl açılan bir mesafe.
Ne yazdı
The Plains, 1982. Kısacık bir kitap. Anlatıcı, Avustralya'nın içerlerinde bir yere, düzlüklere gidiyor; oranın bir filmini çekmek istiyor. Düzlüklerin zengin toprak sahipleri kendi kültürlerinin kaydını tutturmak için sanatçı himaye ediyorlar. Adam bir hamiyle anlaşıyor, kütüphaneye giriyor, notlar alıyor. Yıllar geçiyor; film ortada yok.
Asıl mesele, filmin bir türlü ortaya çıkmamasının romanda başarısızlık sayılmaması. Düzlükler zaten görüntüye tam olarak gelmeyen bir şey; yönetmenin onu çekemeyişi giderek yanlış bir sonuçtan çok, konuya uygun tek sonuç gibi görünmeye başlıyor.
Inland, Barley Patch, A Million Windows, Border Districts gibi kitaplarında aynı mesele dönüp durur: Manzara, hafıza ve zihindeki imgenin dışarıdaki şeye önceliği. Murnane romanlarında olay olmadığı sık söylenir. Bana pek öyle gelmiyor; olay, çoğu zaman anlatıcının kafasındaki bir imgenin yavaşça yer değiştirmesi biçiminde gerçekleşiyor.
Cümleleri uzun, temkinli, sürekli kendini düzelten cümleler; "sanıyorum", "hatırladığım kadarıyla", "o sırada bana öyle geldi" gibi ifadelerle döşeli. İlk bakışta bunu çekingenlik sanmak mümkün. Bana göre ise çekingenlik değil; Murnane bilginin nereden geldiğini her seferinde işaretliyor, yani anlatıcının yetkisini sürekli daraltıyor. Yirminci yüzyıl romanının güvenilmez anlatıcıyla yaptığı oyunun tersinden kurulmuş bir hâli bu: Anlatıcı güvenilirliğini ilan etmek yerine, nerede durduğunu ve ne kadarını bilebileceğini durmadan kendisi sınırlıyor.
Bir de hayatın kendisi var, ki edebiyat tarihinin en güzel tuhaflıklarından biri. Murnane hiç uçağa binmedi. Avustralya'dan hiç çıkmadı. Eyaletinin bazı bölgelerini hiç görmedi. Kâğıtlarını çelik dosya dolaplarında, kendi kurduğu ayrıntılı bir düzen içinde arşivliyor. At yarışına takıntılı, hem de yalnızca gerçek yarışlara değil; çocukluğundan beri kafasında kurduğu hayalî bir yarış dünyası da var. Macarcayı ellili yaşlarında, büyük ölçüde kendi kendine öğrendi.
New York Times 2018'de onun için "çoğu insanın adını bile duymadığı, yaşayan en büyük İngilizce yazarı" dedi. Bence bu nitelemede haklılık payı var, sıkıntı da bu zaten.
Murnane'in bu münzevi tarafını bir eksilme gibi okumak kolay. Oysa odası dışarıdan göründüğünden daha geniş. Uçağa binmemiş, ülkesinden çıkmamış, edebiyat çevrelerinden uzak durmuş olabilir; ama kendi gizli coğrafyanın içine hafızayı, manzarayı, çocukluğu, dilleri, atları ve yıllarca büyüttüğü hayalî dünyaları sığdırdı. İnsanlığa sırtını dönmüş gibi görünürken, aslında ondan daha büyük bir şeye, hayatın kendisine yaklaştı. Dünyayı dolaşmadı; onun zihinde nasıl çoğaldığını izlemekle yetindi hatta bunun aklın olguların, düşüncelerin, tarihin içinde dolaşmasının bedenin seyahat etmesinden daha da uzağa götürdüğünü gösterdi. Bence, bir anlamda zamanın, bir ölümlü olmanın kısıtlamalarını yendi. Dünya maalesef böyle zaferleri bağışlamıyor.
Adaylık bir ilişkidir ve bu ilişki soğudu
Nobel adaylığı bir yazarın niteliğinden ibaret değil. Bir alışveriş de gerektiriyor: Yazarın dünya edebiyatı denilen o dağınık kamuyla düşünsel temasını sürdürmesi, yeni işlerinin o kamuda tartışılması, çevirilerin birikmesi, tartışmanın tazelenmesi.
Murnane'in bu temasla ilişkisi uzun süredir zayıf. Yazmayı bıraktığını söyledi, sonra yazdı, sonra gene bıraktı. Son kitapları öncekilerin daha ince ve daha içe kapanmış hâli. Festivallere gitmiyor, çok seyrek söyleşi veriyor, edebiyat dünyasının konuşma biçimine açıkça mesafeli. Bunların hepsine saygı duyuyorum (hatta itiraf edeyim, bazen içimden alkışlıyorum). Bunun Nobel açısından bir bedeli var. Bir yazarın kitaplarının çevrilmesi, yeni metinlerinin tartışılması ve adının farklı dillerde canlı kalması da bu ilişkinin parçası. Murnane bunları pek umursamıyor gibi görünüyor; jürinin masasında adının her yıl biraz daha eskimesi de biraz buradan geliyor.
Yaşar Kemal'de olan da bir parça buydu. Uzun yıllar boyunca "bu sene olabilir" dendi, her sene biraz daha az heyecanla dendi, sonunda cümle bir alışkanlığa dönüştü ve alışkanlıklar ödül kazandırmıyor.
Murnane'in bugün anlamlı olmasının bir sebebi daha var, belki de en önemlisi. Dikkatin neredeyse sürekli dışarıya, ekrana ve akışa çekildiği bir çağda, o bütün kariyerini kendi zihninde beliren görüntülere bakarak geçirdi. Goroke'de, çelik dosya dolaplarının arasında oturup yıllardır kafasında taşıdığı ovaların haritasını çıkarması 2026'dan bakınca ister istemez siyasi bir jest gibi de görünüyor bana. Buradaki taşra yalnız coğrafya değil; insanın dikkatini başkalarının temposuna teslim etmemesiyle de ilgili. Kitaplarının zorluğu da büyük ölçüde burada. Okurdan olağanüstü bir bilgi istemiyorlar, ama acele etmeye izin vermiyorlar. Artık en az yaptığımız şeylerden biri de bu.
Şansı?
Düşük ve yıldan yıla daha düşük. Sıra kadında; Avustralya için güçlü bir aday zaten var, üstelik Wright'ınki çok daha "konuşulabilir" bir külliyat. Akademi'nin aynı ülkeden iki ismi üst üste değerlendirmesi gerekmiyor, ama biri varken diğerine gitme ihtimali pratikte düşüyor.
Bir de şu var: Murnane'in yaptığı iş, Akademi'nin sevdiği türden bir "tanıklık" sunmuyor. Kimsenin adına konuşma iddiası yok; tarihsel bir hesaplaşmayı da külliyatının merkezine koymuyor. Yaptığı şey daha dar, hatta inatçı biçimde kişisel: kendi zihninin topografyasını çizmek. Ben bunu edebî olarak son derece değerli buluyorum, ama Nobel gerekçesine çevirmeye kalkınca iş zorlaşıyor.
Yine de bir ihtimal bırakayım, çünkü kapatmak istemiyorum. Akademi bazen böyle yazarları, yani dünyayla pazarlık etmeyi reddetmiş olanları hatırlıyor. Fosse'nin seçilmesinde bunun bir payı vardı. Murnane'e giderse, gerekçe muhtemelen "hayal gücünün kendi coğrafyası" gibi bir şey olur ve o cümleyi okuyunca hepimiz "tabii ya" deriz.
Demeyeceğiz gibi geliyor ama.
Türkçede: Düzlükler, çev. Roza Hakmen, Harfa Yayınları. Dedalus Kitap ise Serkan Toy çevirisiyle Bulutlarda Bir Ömür, Yeryüzünde Bir Mevsim, Ilgın Yolu, Arpa Tarlası ve Acı İçin Bir Şey: Bir Hipodrom Hatıratı kitaplarını yayımladı. Bu listeyi yazarken şaşırdım doğrusu; Türkçe, Murnane konusunda düşündüğümden çok daha cömert davranmış.

No comments:
Post a Comment